
Çıkış Tarihi: 14 Kasım 2023
Son zamanlarda çok moda olan bir oyun türü, bullet hell. Vampire Survivors’ın açtığı yolda yürüyen onlarca oyundan bir tanesi Death Must Die, fakat onu diğerlerinden ayıran bir çok özelliği barındırıyor. Şahsen, bullet hell türünü biraz hyper casual oyunlara fazla benzetiyorum. Zihnimde bilgisayarlara üretilmiş hyper casual oyunlar olarak kodlanmış durumdalar. Oyunlarda aradığım bir çok derinliği bulundurmayan, oyun mekanikleri olarak neredeyse hiç bir şey vaat etmeyen, hiç bir strateji geliştirmenin etkisinin olmadığı bullet hell’lerle dolu bir dönemdeyiz. Death Must Die ise bir çok yönden bu oyunlardan ayrılıyor. Rogue-like ve RPG elementlerini güzelce harmanlayan, işe yarayan mekanikleri bir araya getirerek türe yeni bir soluk getiren bu oyunu gelin beraber inceleyelim.

Öncelikle, oyunun muazzam bir görselliği olduğunu söyleyebilirim. Harika bir pixel art işçiliği var bu oyunda. Efektler, renkler ve karakter tasarımları birbirinden güzel. Sağladıkları bu üst kalite görsellik, geliştirici ekibin kaliteden asla ödün vermediğinin bir kanıtı adeta. Mekanların ışıklandırmaları ve yaratılan karanlıklar özellikle atmosferi güçlendiren detaylar olmuş. Oyunun atmosferine girmenizi sağlayan ve renkleriyle gözlere ziyafet çeken bu grafiklerden bahsettiğime göre, gelelim başka hangi yanları ile beni içine çekti Death Must Die.

Şimdi gelelim Death Must Die ve bu türde çıkış yapan oyunların en önemli farklarından bir tanesine, Itemization. Oyunda eşyalar büyük bir öneme sahip ve bu eşyaları elde etmenin birden fazla yolu var. Yaratıklar, sandıklar ve boss’lar şansınıza göre çeşitli eşyalar düşürüyor. Bu eşyaların özellikleri tamamen şansınıza bağlı ve gerçekten fark yaratan bir eşya düşürdüğünüzde oyunun keyfini katlıyor. Bazı eşyalar oyundaki becerileri otomatik ve belli sürelerde kullanmanızı sağlayarak size büyük avantajlar kazandırıyor. Oyunda ilerleme hissini en çok aldığım mekanik bu oldu. Eşya çeşitliliği de gerçekten şaşırtıcı, aksesuarlar, zırhlar, kasklar ve kolyelere kadar bir sürü eşyayı toplayıp istediğiniz bir kombinasyon üzerinden karakterinizi geliştirebiliyorsunuz. Düşürdüğüm eşyalar ve bu eşyalar üzerinden kafamda oluşan karakteri zamanla oturttum ve oyunun sonunu birden fazla kez gördüm bu sayede.

Oyunda ilerledikçe kalabalıklaşan bir karakter grubuna erişimimiz var. Barbar tabii ki de favorim olarak yerini aldı fakat diğer karakterler de gerçekten tasarımsal açıdan ilgi çekici. Her karakter bir sınıfın altında yer alıyor ve dolayısıyla her eşyayı kullanamıyorlar. Bazı karakterler ağır zırhları kullanabilirken diğerleri hafif zırhları kullanabiliyor. Bunların yanında uzaktan vuran ve yakından vuran karakterler olarak ikiye ayrılmış bir grup görüyoruz. Karakterlerin her biri belli temel statlar ile başlıyor ve tabii ki onları nasıl avantajınıza çevireceğiniz size kalmış.


Oyun başlarda beni gerçekten zorladı, adapte olmakta biraz zorlandım. Düşmanlar diğer bullet hell’lere göre çok daha hızlı ve çok daha becerikliler. Oyunda aynı zamanda düşmanlarımın vuruşlarından kaçmaya çalışmak, oyuna olan ilgimi taze tutmayı başardı ve gerçekten bir oyun oynuyor olduğum hissini bana verdi. Türün diğer oyunlarında oyunun hem başlarında hem sonlarında sadece yürüyor olmak ve bunun tek oyun mekaniği olarak devam etmesi beni en çok soğutan ve sıkan özellikken, bu oyunda sürekli dikkat etmem gerekmesi oyunun ömrünü de benim adıma uzattı. Düşmanların aniden hızlanmaları, vuracakları yerlerin çevresel olabilmesi, vurmadan önce nereye vuracaklarını telegraflamaları gibi mekaniklerden dolayı sürekli oynadığım alanda bir oraya bir buraya kaçarak mücadele vermek zorunda kaldım. Aynı zamanda oyun bize düşmanlardan hızlı kaçabilmemiz için, kullanımı sınırlı ve belli sürelerde yenilenen dash özelliği vererek zamanlamalarımızı düzgün yaparsak ödüllendirilmemizi de sağlıyor.



Savaş alanında çeşitli yerlerde rastgele bonuslar bulunuyor, bunları almak için sürekli hareket etmeniz gerekiyor. Aksi takdirde almanız gereken snowball etkisini alamıyor ve ileride gelecek düşmanları daha hızlı yok edemiyorsunuz. Her seviye atladığınızda, ilk olarak Hades’le ünlenen bir diyalog ekranı açılıyor. Düşmanımıza karşı bize yardımcı olan figürler hem çok çeşitli, hem de çok keyifli karakterler. Ayrıca her biri bize farklı beceri türleri sunuyor. Bu becerileri geliştirdikçe gücün doruklarına ulaşıyor, düşman gruplarını yok ederek boss’lara doğru ilerliyoruz. İlerliyoruz dediysem, geziyoruz işte. Gittiğimiz bir rota yok neticesinde.


Hayatta kalmaya devam ettikçe hem düşmanlar, hem biz güçleniyoruz. Güçlendikçe de gelen kalabalık grupları önümüze katıyoruz. Oyun muazzam müzikleri ve ses tasarımı ile her savaşın ayrı bir keyifli olmasını sağlamış. Gerçekten ses tasarımına bayıldım bu oyunun, sanat konusunda becerikli bir geliştirici ekip olduklarına hiç şüphe yok. Boss fightlar da oyunun bir başka bayıldığım mekaniği, boss’lar gerçekten güzel mekaniklere sahip ve oyuncuyu kıstırmayı başarıyorlar. Çok tehlikeliler ve yapabilecekleri bir kaç hareketleri oluyor mutlaka. Ayrıca oyunda en iyi eşya toplama yöntemi de bu boss’ları alt etmek. Oyunun döngüsü de böylelikle tamamlanıyor. Başla>hayatta kal>boss’u kes>öl veya öldür>lobiye dön>eşyalarını düzenle, becerilerini düzenle>başla. Söylemeliyim ki, keyifli de bir döngü gerçekten.


Oyunda belli başarımları elde etmek için oyunun size sunduğu bazı challenge’ları da tamamlamanız gerekiyor. “Belli bir beceriyle ve belli bir karakterle 5000 düşmanı öldür” gibi challenge’lar sayesinde kendinize ekstra hedefler de koyabilirsiniz. Ayrıca, oyun çok kolaylaşmaya başladıysa ve daha iyi eşyalar düşürmek istiyorsanız, oyunun zorluğunu da artırabiliyorsunuz. Zorluğu artırdıkça, daha kaliteli eşyalar düşürme şansınız da artıyor. Zorluk ayarlamaları da gerçekten detaylı ve keyifli mücadeleler sunuyor.
Death Must Die, mükemmel grafikleri ve tasarımlarıyla, basit bir oynanış sunan bu türe yaptığı orijinal eklemelerle kendini çok ayrı bir yere konumlandırmayı başarmış, başarılı bir oyun. Türe taze bir soluk getirmeyi başarıyor ve ilerledikçe ilerleme duygunuzu gıdıklıyor. Son zamanlarda bu türde çok fazla oyun çıktığı için “iyi ya millet ekmeğini buldu, yapın yapın geçin, mobil oyun pazarına çevirdiniz Steam’i de ha” gibi yorumlar yapmaktan kendimi alamıyordum. Bu oyuna şans vermemi sağlayan temel şey, oyundaki eşya sisteminin ilgimi çekmesi oldu. İyi ki de şans vermişim, keyifli saatler geçirmemi sağladı ve yorgun günlerde zihnimi temizlememe yardımcı oldu. Ha bu arada kafaya taktım, ölümü öldüreceğim. Başka yolu yok. Efsanevi Barbar Kront geliyor, ölümü kalp krizinden götürtmeye geliyorum.





Leave a comment