Çıkış tarihi: 31 Ekim 2023

H.P Lovecraft okuması yaptığım bu dönemde karşıma çıkan oyuna bakar mısınız? Aslında bu oyuna çok daha önce başlayıp, daha sonra kişisel hayatımda oluşan yoğunluktan dolayı rafa kaldırmak zorunda kalmıştım. Ne tesadüftür ki, Lovecraft mitosu ile içli dışlı olmaya başladığım bu dönemde Lunacid’e döndüm. Mükemmel bir geri dönüş oldu bu. Lunacid gerçekten kalbimde o kadar özel bir yer etti ki, nereden başlayacağım, ne anlatacağım bilmiyorum.
Karanlık Fantezi türüne olan aşkım için üretilmiş özel bir ilaç gibi geldi Lunacid. Her bir köşesinde ayrı bir umutsuzluk, ayrı bir çürümüşlük var bu oyunun. Ağzımın suyunu akıttın be Kira, gerçekten işini biliyorsun. Yapımcının bir önceki oyunu olan Lost in Vivo’yu da şimdiden önereyim, onunla ilgili de yazacağım yakında. O da Silent Hill severleri tatmin edecek bir deneyim sunuyor. Fakat şimdi gelin, Lunacid konuşalım. Ha bir de kılıcımı ve miğferimi getirin, soğuk ve yabancı zindanlar benim oyun alanım.

Eski bir oyun türünü, kalp masajı yaparak diriltsek ne olurdu acaba? Diye sormuş saygıdeğer yapımcı ve kolları sıvamış. Fromsoftware’in ilk oyunlarından olan King’s Field’ın etkilerini taşıyan Lunacid, modern bir denemeden çok daha fazlası. Dünya, ne olduğu bilinmeyen dev, uçan bir deniz canlısı tarafından sisle kaplanır ve insanlık yer altına kaçmak zorunda kalır. Sis, yaşayanları ve biçimlerini değiştirerek bütün düzeni alt üst eder. Yüzeyde yaşam çok farklı bir hale gelmiştir. Biz ise, yer altına, öldü sanılıp atılan bir karakter olarak oyunumuza başlıyoruz. Lunacid’in yer altı medeniyeti ile bu noktada ilk karşılaşmamızı yaşıyor, buradan maceramıza atılıyoruz.

Karakter portremizi ve sınıfımızı seçtikten sonra, oyuna ani bir giriş yapıyoruz. Oyunda geliştirebileceğimiz altı adet stat bulunmakta. Her birinin etkisi direkt oynanışımıza etki ediyor. Ben en çok SPD (yürüme hızı) özelliğimi geliştirdim ve genelde yatırımımı buraya yaptım. Oyundaki mekanları daha hızlı kat etmemi ve düşmanların vuruşlarından daha hızlı kurtulmamı sağladı. Oyunun oynanışı oldukça basit ve kontroller fazla karışık değil, fakat oynanışın biraz hantal olduğunu da belirtmem gerek. Fazla karışık değil dememin sebebi de bu aslında, öykündüğü oyun türüne sadık kalma çabası oyunu modern oyunlara göre tüketmesi daha zor bir hale getirmiş. Örneğin, herhangi bir iksiri kullanmak için bile birden fazla tuşa basmanız gerekiyor. Günümüz oyunlarında bunlara bulunan çözümlerden pek yararlanılmamış. Envantere girip eşya seçmek bile ayrı zor geldi bana, belki de benimle ilgilidir. Fakat bu zorlukların hiç biri beni oyundan uzaklaştıramadı, çünkü diğer her şey o kadar ilgi çekici ki, bu oyunda ilerlemekten başka çarem yoktu. Neden mi?

Muazzam bir çevre tasarımı ve keşfin ödüllendirildiği oyun yapısından dolayı tabii ki de. Lunacid’de gezin tozun, elbette faydasını göreceksiniz. Hem sanatsal açıdan tüketecek hem de oynanışınızı kolaylaştıracak o kadar fazla keşif noktası bulunuyor ki, attığınız hiç bir adımda oyunda ilerlemiyormuş hissine kapılmıyorsunuz. Ha bu arada, harita da yok. Yer yön duygunuzu çalıştırın, notlar alın, yoksa kaybolmak pek zor değil.





Oyunda yalnız da değiliz ve buna da çok mutlu oldum. Oyunun karamsar atmosferinde dost canlısı karakterlerin bulunduğu bir de minik sığınağımız bulunuyor. Burada çeşitli geliştirmeler yapabiliyor, eşyalar satın alabiliyor ve bazı ipuçları elde edebiliyoruz. Diyaloglar çok güzel ve karakterler ilgi çekici. Evrenin inandırıcılığına katkıları gayet iyi. Bazı tatlı mizahi diyaloglar da bu gergin ortamda biraz rahatlamamı sağladı açıkçası. Oyunun atmosferi o kadar gergin ve bir yandan huzurlu ki, bazen ne hissedeceğimi şaşırdım. Tüylerim çok kere harekete geçti açıkçası.


Oyunun atmosferi o kadar kuvvetli ki ve müzikler ile o kadar iyi destekleniyor ki, içinde bulunduğunuz atmosfer adeta sizi ekran başından alıp oyunun içine yerleştiriyor. Suratlar yerine kocaman delikler ile etrafta oturan mumyalardan, görünmez düşmanlara kadar çevre tehlikelerle dolu. Atmosfer de her zaman sizi ısırıyor, parmak ucunda hareket etmeye zorluyor. Işıklandırma ve oyunda seçilen görsel tasarım o kadar etkileyici ki, büyülenerek gezdim Lunacid’in dünyasında. Sanki garip bir rüyadayım ve uyanmak istemiyorum. İlerle, ilerle ki daha fazla garipliğe şahit ol.



Oyundaki silah çeşitliliği ve büyü çeşitliliği de tatmin edici. Fizik mekanikleri de o kadar güzel işlenmiş ki, ulaşamayacağınızı düşündüğünüz yerlere çeşitli eşyaları ittirerek kendinize merdivenler yapabiliyorsunuz. Hatta, tabut üretmenizi sağlayan bir büyü bile var. Bu sayede bir çok yere tırmanıp oyunun gizemlerine ulaşmayı başardım. Oyunun haritaları çok akıllıca tasarlanmış ve her biri birbirine bağlanıyor, ilerledikçe kısa yollar açarak eski haritalara dönebiliyorsunuz. Fakat, daha kolayı da var. Oyunda, oyunu kaydetmemizi, seviye atlamamızı ve mekanlar arasında ışınlanmamızı sağlayan kristaller bulunuyor. Souls-like türü ile tanışmış olanlar bu kristallerin direkt bir bonfire görevi gördüğünü çoktan anlamıştır bile.

Gizemlerle dolusun Lunacid, teşekkür ederim Kira. Böyle tutku ile geliştirilmiş, sanatsal yönü kuvvetli oyunlar tüketmeyi o kadar seviyorum ki, siz olmasanız ne yapardım bilmiyorum. Sanattan beslenen ve sanat üreten oyunlar işte böyle oluyor. Koltuğuma yapıştım, elimde meşalem zindanlarda koşturuyorum. İnsan zihnini zorlayan garabetler ile mücadelelere giriyorum (bayağı da iyiyim, karakterim çok güçlü oldu.) Henüz bitirmedim, uzun bir süre de bitiremeyeceğim sanırım çünkü her köşesini araştırarak oynuyorum.
Sağladığı basit oynanışın yanında, sunduğu mükemmel atmosfer ile kesinlikle karanlık fantezi sevenler için biçilmiş bir kaftan Lunacid. Müzikleri tüyler ürpertici, bazen de huzur verici. Karanlık fantezi türünden beklediğim her özelliğe tik atıyor ve daha fazlasını da sunuyor. Lovecraft’a yaptığı tatlı göndermeler ile de yüzümü gülümsetmeyi başardı. Oyunların sanat olduğunu hatırlatan sizler, evet bağımsız geliştiricilere sesleniyorum. İyi ki varsınız, içinizdeki tutkuyu görüyorum ve takdir ediyorum. Her bir köşede durup ekran görüntüsü aldım, o güzelim müzikler eşliğinde manzaraları oturup seyrettim. Ne olur bu oyun bitmesin ya, ha olmaz mı öyle bir şey?






Leave a comment