Çıkış tarihi: 22 Aralık 2022

Tamamen şans eseri karşılaştık Babbdi ile, ne tür bir oyun olduğunu bile anlamadım ilk bakışta. Sıradan bir korku oyunu muydu bu oyun? Hani şu devamlı yürüdüğümüz, suratımıza aniden korkunç şeylerin çığlık attığı oyunlardan mıydı? İlk bakışta pek bir değerlendirmede bulunamadım, ama sıradan bir korku oyunu olsaydı bile oynamak istedim. Çünkü bu oyunda beni içine çeken, garip bir görsellik vardı. Üstelik ücretsizdi de, denemekten ne zarar gelir ki diyerek indirdim Babbdi’yi ve denemekten hiç bir zarar gelmediği gibi sonunda bir sürü fayda alarak ayrıldım ekranın başından.

Daha oyunun ana menüsünde farkettim ne kadar orijinal bir şeyle karşı karşıya olduğumu. Bütün kelimeler bilerek yanlış yazılmış fakat beynimizin doğru algılayabileceği seviyede yanlış bırakılmışlar, bu tercih oyun boyunca diyaloglar hariç hemen hemen her yerde varlığını sürdürüyor. Bu, doğal olarak içinde bulunduğum sürreal ortamda hem yabancılık çekmemi hem de biraz da anlayabildiğim, bağ kurabildiğim bir atmosferi beraberinde getiriyor. Oyun boyunca bu hisler asla yakamı bırakmadı. Babbdi’yi anlatmak başlı başına bir mücadele olacak sanırım benim için fakat anlatmayı da çok istiyorum, dolayısıyla kolları sıvayalım.

Öncelikle son zamanlarda oyuncuyu aptal yerine koyan, hiç bir şeyi oyuncunun zekasına bırakmayan oyunların bollaştığı bu dönemde Babbdi gibi oyunların varlığı sayesinde temiz bir nefes alıyoruz. Babbdi’ye başladığınız andan itibaren oyun size hiç bir şekilde “şunu yap, şuraya git, oyunumuz böyle oynanıyor, hayır önce buraya git bak ne yaptık bunu da bir gör” demiyor. Ana menüdeki Plame (Play böyle yazıyor valla benim suçum değil) tuşuna bastığınız andan itibaren özgürsünüz. Oyuna başladığım ilk anda ortamın karanlık ve kasvetli yapısından dolayı gerilip, suratıma çığlık atacak varlıklardan çekinip bayağı bir dikkatli davrandım. Fakat etrafı gezdikçe, içinde bulunduğum mekanın böyle bir çabası olmadığını farkettim. Ben Babbdi adlı, eski günlerini geride bırakmış, gözden düşmüş bir şehirdeyim. Nedense ben de burayı terk etmek istiyorum. Aslında nedenlerini bulmak çok da zor değil, bu şehirde yaşayan bir avuç insan harici şehir tamamen ölü. Kalmak için bir sebep yok.

Sıradan bir Babbdi sakini güneşleniyor.

Evet, amacımız Babbdi’yi terk etmek. Eski günlerinde çok kalabalık bir şehir olduğuna hiç şüphe yok çünkü buram buram brutalizm mimari tarzında inşa edilmiş bir şehirdeyiz. Daha fazla insanı daha az alan kaplayarak sığdırma çabaları çevremizdeki yapıların korkunç derece büyük olmasına sebep vermiş, gün ışığının bile çok az yere düşebildiği bir şehir haline getirmiş Babbdi’yi. Bütün bunları çevresel anlatım ile aktarmayı başarıyor Babbdi, ara sahneler ve oyunu bölen hikaye anlatımları bulunmuyor oyunda.

Kazma ile duvarlara tırmanabiliyorsunuz, dolayısıyla önceden ulaşamadığınız yerleri keşfedebiliyorsunuz.


Amacımız Babbdi’yi terk etmek evet ama nasıl? İşte burada oynanışın özgürlüğünden bahsetmem gerekiyor. Nasıl? Sorusunun cevabı tamamen size kalmış. Oyunda yaklaşık on adet kullanılabilir eşya bulunuyor ve her biri Babbdi’yi gezmenizde size farklı şekillerde yardımcı oluyor. Örneğin, bulduğunuz bir sopa ile duvarlara vurup kendinizi fırlatabiliyor, bir kazma ile duvarlara tırmanabiliyor veya isterseniz motosiklete atlayıp sokaklarda gürültü yapa yapa hızla ilerleyebiliyorsunuz. Yanınızda sadece bir adet eşya bulundurabildiğiniz için başka bir eşyayı alırken diğeriyle vedalaşmak zorundasınız, eşyayı nereye bıraktığınızı iyi hatırlayın yoksa ihtiyacınız olduğunda bulmanız zor olabilir. Ayrıca oyunda ölümsüzüz, bütün şehir tamamen bizim oyun parkımız. Çocuklar gibi koşturun, keşfedin ve bu şehri terk etmeden önce güzelce vedalaşın


Keşif demişken, oyundaki gizemlerden bahsetmeden olmaz. Oyunun bütün anlatımını bizzat kendiniz bularak, yorumlayarak yaşıyorsunuz. Çevremi iyi inceleyip, “şurada ne var acaba?” diye sorup gittiğim hemen hemen her yerde görmeye değer bir şeyler buldum. Burada oyunun gizemlerini açığa çıkarıp bu tecrübeyi sizin için bozmayacağım elbette, fakat gerçekten oyunun hikayesiyle ilgili hem bir sürü şeyi anladım hem de bir sürü yeni sorular oluştu kafamda.


Babbdi’nin atmosferinde kuvvetli bir yalnızlık ve huzur var. O kocaman binalara baktıkça hem dehşete kapılıyorum hem de sessiz, terkedilmiş sokaklarında huzur buluyorum. Devasa yapıların arasından kendine geçecek yer bulmayı başaran güneş ışığı, görülmeye değer sahneler yaratıyor. Karanlık, terkedilmiş otopark alanları, bir zamanlar insanlarla dolup taştığı şüphesiz kocaman destarantlar (tamam tamam restoran, kusura bakmayın oyun iyice diline alıştırdı beni de) ve oyun parklarıyla hayalet bir şehir Babbdi. Adımlarımızın yaptığı yankı ve yer yer bir yerlerde birilerinin olduğunu bize anlatan rastgele yankılı bağırış sesleri sürekli beni koltuğuma çiviledi. Ortam o kadar sessiz ve huzurlu ki, en ufak bir seste heyecanlanıp sesin kaynağına koşarken buldum kendimi. Resmen kalabalık arıyorum oyunda, yalnızlıktan kaçmanın yollarını arıyorum.


Tam olarak yapayalnız da değiliz bu arada, çevrede Babbdi şehrinin sakinleri tek tük de olsa bulunabiliyor. Dost canlısı ve yardımsever insanlar genelde. Görünüşlerindeki garipliğe aldanmayın, oyunun yapımcısı Le Maitre Brothers’a has bir sanat anlayışından kaynaklı bir durum. Ayrıca Babbdi, bu tutkulu ikilinin yayınladığı ilk oyun olma özelliğini de taşıyor. Dediğim gibi, Babbdi sakinleri ile konuşabiliyoruz ve genelde bizim şehirden gitmek istediğimizi onlardan duyuyoruz. “Şehirden gitmek istiyorsun öyle mi?” diyerek karşılıyorlar bizi genelde ve bu da güzel bir anlatım türü olmuş. Konuşmayan karakterimizin ne anlattığını bu şekilde anlıyoruz. Bize yardımcı olmak için bazı tüyolar ve ipuçları da sağlıyorlar. Hepsi de ilgi çekici, görüntüleri rahatsız edici. Babbdi gibi onlar da yalnız ve garip. Sevdim be sizi, aynı memleketliyiz ne de olsa. Ama anladığım kadarıyla ben çok gencim ve bana yol göründü. Kendinize iyi bakın. Bu şehirde iş yok, güç yok, genç birisi için fırsatlar yok. Siz niye gelmiyorsunuz anlamadım ama, vardır bir sebebi.

Herkes o kadar da dost canlısı değil gördüğünüz gibi.

Babbdi hakkında başlarda edindiğim önyargılarda ne kadar haksız olduğumu fark ettim oynadıkça. Oyun bir korku oyunu falan değil, evet bayağı rahatsız edici ama asla bir korku oyunu değil. Melankolik bir deneyim daha çok. Yer yer huzursuz oldum oynarken ama asla korku hissetmedim. Etrafı tanıdıkça ve şehri avucumun içi gibi ezberledikçe de huzur buldum, bir yeri tanımanın verdiği güven hissiyle doldum. Mesela sorun bana şimdi, “birader bu Strain Ttion varmış, nerede biliyor musun?” diye. Hemen cevaplayayım, abi Proccur yazan binadan dümdüz git, Destarantın karşısı. Daha ne kadar açıklayıcı olmamı bekleyebilirsiniz ki? Strain Ttion dediğin de bir garip tren istasyonu en nihayetinde.

Muhteşem özgürlüğü ile harika oluşturulmuş atmosferi ile inanılmaz özgün bir oyun Babbdi. Sokaklarında motosikletle zıplaya hoplaya gezdim, kazmalarla binalara tırmandım ve girilecek her bir noktasına girdim. Oyunu bitirmemek için çabaladım adeta, tamamen keşfettiğimden emin olmak istedim. Oyunu defalarca bitirmiş olmama rağmen hala bazen Babbdi’yi özlerim, girer tanıdık mahallelerinde turlarım. Eninde sonunda Babbdi’yi terk ettim değil mi? Emin olamıyorum. Ağzımda bıraktığın tat sağ olsun Babbdi, bir yanım hep sende kaldı.

Leave a comment

En Çok ziyaret edilenler