Çıkış tarihi: 29 Nisan 2015 (Erken erişimde)

Çıktığı günden beri zaman zaman tekrar döndüğüm bir oyun Exanima. İlk olarak 2015 yılında tanışmıştık kendisiyle. Elimde meşale ile zindan gezme merakımdan dolayı oyunun ekran görüntüleri direkt beni kendisine çekmeyi başarmıştı. Çok seviyorum karanlık yerlerde bir elimde kılıç bir elimde meşale, dikkatli dikkatli ilerlemeyi. Okuduğum karanlık fantezi hikayeleri ve romanlarını adeta yaşamama yardımcı oluyor bu tarz oyunlar. Exanima, çizgisel yapıya sahip bir dungeon crawler. Fakat türe çok farklı açılardan yaklaşarak kendine has özellikler katmayı başaran bir yapıt. Hala erken erişimde olmasına rağmen oyunculara keyif alabilecekleri uzun saatler sunuyor.

Alışması zor ve emek isteyen bir oyun kesinlikle. Oyuncunun elinden de tutmuyor pek. Ayrıca çoğu oyundan alışık olduğumuz oynanışın dışına çıkılmış olması, oyuna ilk başlandığındaki alışma sürecini de uzatıyor. Oyundaki fizik mekanikleri, oyunun oynanışına derinlik katıyor. Yön ok tuşları ile sağa sola koşturup, düşmanlara kafanıza göre saldırabildiğiniz bir oyun değil Exanima. Gerçekçi fizik motoru sayesinde sizi çok zorlu durumlara sokabiliyor. Örneğin, aklını yitirmiş bir ablamız elinde kütük ile beni kovalarken ayağımın bir sandalyeye takılmasıyla yerde buldum kendimi. Kütüğü de yedik kafaya dolayısıyla. Panik yapıp dikkatsizce koşturmanın bedelini çok kere ödetti bana sağ olsun. Ha, ben hiç mi kullanmadım bu fizik mekaniklerini? Kullandım elbette. Arkamdan koşturan bir düşmanın önüne kalasları devirip sıkışmasını sağladım, kapıların önüne sandalye çekerek açılmalarını engelledim ve daha niceleri. Çevrede bulunan eşyaların her birinin hareket ettirilebilmesi oyuna adeta ikinci bir ana oyun mekaniği eklemiş ve bu sayede çok güzel oynanışlar çıkarabildim.

Karakter yaratma ekranı fazla detaylı değil. Fakat karakterimizin fiziği oyuna etki ediyor. Dolayısıyla nasıl bir tercih yapacağınız size kalmış.
Öyle gelinir mi be adam?

Düşmanlardan bahsetmem gerekirse, karanlık bir zindandan ne ararsanız Exanima’da bol bol bulabilirsiniz. İskeletler, zombiler, delirmiş insanlar ve mitolojik figürlere kadar her türlü düşman tipiyle karşı karşıyayız. Ee? Her oyunda var bunlar dediğinizi duyar gibiyim. Doğru tabii, iskeletsiz zindan olmuyor. Peki, ya size bu oyunda her birinin kendi psikolojik tavırları olduğunu söylesem? Etkilenir miydiniz? Ben etkilendim açıkçası. Düşmanlar çok zeki. Bir çok büyük stüdyonun başaramadığını başarmış yapımcılar. Düşmanınız eğer bir insansa, ağır bir yara aldığında pes edebiliyor veya sizden kaçıyor. Eğer kaçacak bir yer bulamadıysa, mecbur dövüşüyor. Düşmanlar sizi gördükleri yerde hemen aksiyon almıyorlar. Resmen durum değerlendirmesi yapıyorlar. Dahası da var, düşmanlarımızın zihinlerini okumamızı sağlayan büyü ile bize karşı olan tavırlarını görebiliyoruz. Bizim gibi hayatta kalmaya çalışan insanları buldukça kendilerini yanımıza alabiliyoruz, güçlerimizi birleştirmek bu zindanlarda hayatta kalmamız için önemli.

Sağlam bir darbe yerseniz, karakteriniz sendeliyor ve yere doğru serbest bir düşüş gerçekleştiriyor.

Exanima’nın benim için en can alıcı noktalarından birisi ise dövüş mekanikleri oldu. Exanima’nın dövüş mekanikleri gerçekten çok farklı. Elimizdeki silahın ağırlığından, şeklinden ve yapısından etkileniyor yaptığımız vuruşlar ve karakterimizin duruşu. Her bir adımda hissediyorsunuz üzerinizdeki eşyaların etkisini. Eğer çok ağır bir zırh giyiyorsanız karakterin adımları yer yer aksıyor ve ayağınız takılıp düşebiliyorsunuz. Silahınız çok ağır ise, yaptığınız vuruş sizi ileriye adım atmaya zorluyor. Vuruş yapmakta öyle tek bir tuş ile değil, fareniz ile silahınızı bizzat siz yönlendiriyor, nereye vurmak istiyorsanız oraya vuruyorsunuz. Tabii, bu olağandışı oynanış da olağandışı bir şemayı beraberinde getirerek oyunu oynamayı zorlaştırmış. Alışana kadar neredeyse hiç bir dövüşü yara almadan tamamlayamadım. Fakat alıştığımda, işte o zaman da oyunun tatminkar dövüş sisteminin doruklarına çıktım adeta. Her bir vuruş bu kadar mı güzel hissettirir? Bayıltıyorum adamları bayıltıyorum. Elimdeki gürzle bir vuruyorum, pelte gibi yığılıyor düşmanlarım. Çok uzun zamandır neredeyse hiç bir oyundan almadığım bir vuruş hissiyatı bu.

Ölmek de çok kolay, çok dikkat etmeniz gerekiyor. Canınız yenileniyor yenilenmesine ama aldığınız hasar sizi sakat bırakabiliyor. Eğer sakatlanırsanız, çok nadir bulunan bazı sağlık tamlayıcılarla kendinizi iyileştirebiliyorsunuz. Tabii, bu karanlık zindanlarda bir ilk yardım kutusu bulunmadığını unutmamak lazım, hani şu pamuklu olanlardan. Ölmenin cezası da çok büyük. Eğer henüz bir kayıt noktası bulamadıysanız, gidiyor karakter. Evet, bayağı gidiyor. Hakkını helal et diyor ve kayıtlardan siliniyor, sanki hiç yaşanmamış gibi bunca tantana. Bu da doğal olarak oyundaki gergin atmosfere katkı yapıyor ve her dövüşünüzü dikkatle seçmenize sebep oluyor. Öyle her gördüğüm şeyle mücadele etmemem gerektiğini çok güzel yollardan öğrendim. Savaşmam gerekmiyorsa, yolumu kapatmıyorsa bırakıyorum kendi haline. Gereksiz savaşa yer yok Exanima’da. Bakıyorum mesela kapıda dikiliyor bir garabet, önce bi yokluyorum. Birbirimize memleket neresi gibi sorular soruyoruz önce, baktım bizim oralı değil, veriyorum sopayı beynine. Öyle yok kapı önlerinde nöbet çekmeler, yok işte zindanın burası bana ait demeler. Burası zindan kardeşim, hepimiz aynı yolun yolcusuyuz. Babanızın zindanı mı?

Atmosfer çok yoğun ve ortam gergin Exanima’nın dar, karanlık koridorlarında. Bir de muazzam bir müzik geliyor arkadan arkadan. Kafamda kulaklık bir monitöre bakmıyorum da sanki, almış atmışlar beni zindanın içine. Kitap okurken açıp açıp dinliyorum hala Exanima’nın müziklerini. Harika besteler gerçekten. Ses tasarımına da çok dikkat edilmiş, ekranda gördüğünüz şeylerin çıkardığı sesler inandırıcı. Ağır bir zırhla yürürken, adımlarımızın çıkardığı ses çok tatminkar. Veya bir düşmana kesici bir silahla vurduğumuzda çıkan sesler. Bütün bu her şey atmosfere ve oyunun gerçekçiliğine katkıda bulunuyor. Oyunda hikaye de kör göze parmak bir anlatıma sahip değil. Çizgisel bir oyun olmasına rağmen, çevrede araştırma yaparak kendiniz olay örgüsünü takip etmelisiniz. Oyundaki notları karıştırmak çok hoşuma gitti çünkü merak ediyorum, neden bu zindandayım ve burası neresi? Bu arada, doğal olarak çok bir mekan değişikliği yaşanmıyor oyunda, genelde karanlık zindanlardayız. Ama yine de oyundaki modeller ve eşyalar çok güzel yapılmış ve yerleştirilmiş. Ortaçağda, gizemli bir yerlerde gezdiğimi çok güzel hissettirdi. Haritalar da devasa ve iç içeler, keşfedilecek çok fazla yer var.

Ayrıca zırhlar, silahlar ve kıyafetler bakımından tam bir ortaçağ aşığının kalemine göre Exanima. Harika görünüyorlar ve gerçekten her biri birbirinden farklı. Oynanışa etkileri de bir o kadar hissediliyor. Kalın bir zırhla gerçekten yenilmez hissederken, eski hızınızı kaybetmenin dezavantajlarını yaşıyorsunuz. Veya çok ağır bir çekicle düşmanın başını ezerken, bir sonraki vuruşu yapana kadar kaybettiğiniz zamana üzülebiliyorsunuz. Envanter yönetimi de çok sade ve karakteri giydirmek aşırı kolay. Eşyaları karakterimizin üstüne sürükleyerek giydiriyor, aynı şekilde karakterimizin üzerinden dışarıya sürükleyerek de çıkarıyoruz. Bu minimalist tercih çok hoşuma gitti. Oyun eşyalar konusunda sağladığı çeşitlilikten dolayı sürekli kendini taze tutmayı başardı. Aynı şeyi büyüler için söyleyemeceğim ama, hem hala çok az var hem de kendimi çok sık büyü kullanırken bulmadım. Bunun sebeplerinden birisi hem benim böyle oyunlarda şövalye, barbar gibi karakterler oynama tercihim, hem de oyunun erken erişimde olmasından dolayı büyülerin sınırlı sayıda olması.

Bir de arena modu bulunuyor Exanima’da ki oyunda en çok zamanımı burada geçirmişimdir. Bu oyun modunda kendi savaşçılarımızı yaratıp, gladyatör okulumuzu geliştirmeye çalışıyoruz. Bir sürü dövüş çeşidi ve farklı farklı maçlara çıkarak para biriktiriyor, dövüşçülerimize tecrübe kazandırıyoruz. Oyunun harika dövüş mekanikleri sayesinde bu modu oynamak bana çok keyif verdi. Bu mod da hikaye modunda olduğu gibi çok acımasız, ölen karakterler tamamen siliniyor. Bir de gladyatör okulunu açarken oluşturduğunuz karakteriniz ölürse, oyunu tamamen kaybediyorsunuz. Exanima acımasızlığını her yerde konuşturuyor.

Karanlık ve klostrofobik koridorlarıyla, harika bestelenmiş müzikleriyle ve kendine has oynanışıyla özel bir oyun Exanima. Karanlık fantezi hayranlarının mutlaka denemesini öneriyorum. Henüz hala tam çıkışı yapılamamış olmasından dolayı oyun bitmemiş olsa da, halihazırda bulunan oyun da gayet tatmin edici. Kulaklığınızı takın, ışıklarınızı kapatın, kalkanınızı ve kılıcınızı alın, (ya da yerden bulduğunuz bir tahta parçasını) burası Exanima, soğuk ve nemli zindanlar sizi bekliyor.

Leave a comment

En Çok ziyaret edilenler