Çıkış tarihi: 1 Kasım 2024

Kasım ayında çıkış yapan Gunfield bir süredir tarafımdan göz hapsindeydi. Son zamanlarda yaşadığım nostaljik hislerin de etkisiyle bu oyunun kapağı ve görselleri “gel birlikte bir zaman yolculuğu yapalım” der gibi bakıyordu bana Gunfield. Space Invaders’a benzer bir oyun çekiyordu canım da ne zamandır. Ben de daha fazla dayanamadım ve oturdum Gunfield’ın başına. Güncel bir oyun türü olan Roguelite ile eskilerin space shooter’larını akıllıca harmanlamış yapımcı ve Gunfield’ı bizlere sunmuş. Kendimde hiç daha önce fark etmediğim bir space shooter cevheri ortaya çıktı ve oyunu tek oturuşta soluksuz bitirdim. Vay be, nerede o eskiden oyunların sonunu görmek için arcade salonlarında başkalarına jeton alan ben?

Ha oyunu tek oturuşta bitirdim de, bunun tamamen benim becerimle alakalı olduğunu da sanmıyorum. Malum oyun o kadar da uzun sürmüyor, eğer hiç ölmeden ilerleyebilirseniz iki saat, üç saat içinde benim yaptığım gibi oyunun sonuna ulaşmak mümkün. Zaten oyunla ilgili en büyük şikayetim de bu sanırım. Daha fazla Gunfield istiyorum! Ehem, her neyse. Gelelim oyunun oynanışına. Gunfield, eğer daha önce oynadıysanız anlaması çok da zor olan bir oyun değil. Evangelion’dan fırlamış bir pilot seçiyor ve savaş alanına zıplıyoruz. Üzerimize her türlü uzaylı, yarı biyolojik varlık ve robotlar fırlatıyor oyun. Biz de, otomatik saldıran uzay gemimiz ile manevralar yaparak ilerlemeye çalışıyoruz. Bunları yaparken de seviye atlıyor, seviye atladıkça rastgele karşımıza çıkan üç güçlendirmeden birini seçerek gemimizi geliştiriyoruz.

Ayrıca oyun alanında kısa süreliğine bize bazı güçler katan toplanabilir bonuslar da mevcut. Gemimize beş adet saldırı, beş adet pasif güçlendirme alıyor ve oyun sonuna kadar onları geliştirerek devam ediyoruz. Dolayısıyla hangi silahları seçtiğimize dikkat etmemiz gerekiyor, çünkü bu silahları ölene kadar değiştiremiyoruz. Seri ateş eden minigun, güdümlü füzeler, etrafa saçılan lazerler gibi çeşitli silahlarımız var ve her biri ekranda bulunan o şölene güzel katkı yapıyor. Toplu düşman gruplarını eriterek ilerlemek inanılmaz eğlenceli.

Oyunda bir de kalıcı geliştirmeler var. Roguelite özellikleri de burada devreye giriyor, öldüğümüz zaman oyuna baştan başlıyoruz fakat kazandığımız altınlarla bazı kalıcı güçlendirmeler alıyor, dolayısıyla öldüğümüzde ilerlememizin tamamını kaybetmiyoruz. Topladığımız altınlar ile kalıcı geliştirmeler satın alabiliyoruz ve daha önce hangi silahları ve özellikleri açtığımızı inceleyebiliyoruz. Her bir ölüm, yeni bir başlangıç.

Oyun görsel açıdan da kendini çok tatlı bir yere konumlandırmış. Eski space shooter’ların tam anlamıyla modernize edilmiş bir hali olup üç boyutlu yanar dönerli grafikleri tercih etmek yerine, o eski hissiyatı da korumak istemiş. Piksel sanat türü ile ortaya çok güzel tasarımlar çıkarmış, ilgi çekici düşmanlar yaratmış yapımcı. Enerjik ve epik müzikleriyle de yaşattığı görsel şöleni desteklemiş. Hikayeyi de basit tutmuş, kısa ara sahneler ile sunmuş ve oyunu hikayesiz bırakmamış. Elbette, hep bu türde olduğu gibi, hikaye asla oyunun temel unsurlarından değil. Sadece bir hikaye var ortada, o kadar. İşte gezegenimize uzaylılar saldırıyor, biz de bu uzaylıları yenmek için tasarlanmış, düşman öldürdükçe güçlenen uzay gemilerimizle gezegenimizi savunuyoruz.

Evangelion stilli ablalarımızın, yani pilotlarımızın da kendilerine has bazı başlangıç özellikleri var, fakat çok da oyuna bir katkısı olduğunu söyleyemem. Seçebildiğimiz pilot sayısı fazla olmasına rağmen öyle özel becerileri veya saldırıları yok, sadece temel statların bazılarında bonuslu başlıyorlar. Bu bonusları arttırmak mümkün, toplanan altınlarımız ile geliştirebiliyoruz. Örneğin, %10 saldırı hızı ile başlayan pilotumuzu kalıcı olarak %20 saldırı hızına sahip olacak şekilde güçlendirebiliyoruz. Dolayısıyla bu karakter seçiminin bir noktaya kadar oynanışa katkısı olsa da, oyuna ölümcül derecede yaptığı bir değişim yok.

Her gittiğimiz bir ayrı uzay boşluğu da kendine has düşmanlar barındırıyor ve bu düşmanların yarattıkları tehlikeler bakımından çeşitli olduğunu söyleyebilirim. Her biri oyunu zorlaştırmakta elinden geleni yapıyorlar. Bazen ekran o kadar kalabalık oluyor ki kendimi monitöre yapışmış bir halde buluyorum. Her taraftan minnak minnak lazerler, sağa sola deli gibi uçuşan gemiler fırlıyor. Milimetrik hesaplarla vurulmaktan kurtulmanın verdiği haz da bir farklı tabii. Reflekslerimi iyi denedin Gunfield ama ben bu sınavı geçtim. Evet, kan ter içinde geçtim ama yine de geçtim. Yeri geldi biraz da panik atak geçirdim veya “ama bu kadarı da olmaz azıcık nefes alayım” diye yakardım.

Her bölümün sonunda da olmazsa olmaz Boss’larımız var ki, onlar da az belalı değiller. Güzel tasarlanmışlar ve hiç biri aynı hissettirmiyor. Çoğu düşmanda olduğu gibi onların da zayıf noktaları ve bazı yok edilebilen uzuvları veya silahları bulunmakta. Bu uzuvları ve silahları patlatarak düşmanımızın ateş gücünü biraz da olsun hafifletebiliyor, kendimize hareket alanları açabiliyoruz veya doğrudan düşmanı yok etmek için ana bölümüne saldırıp olayı kökten de halledebiliyoruz. Bazı Boss’larımızın da birden fazla fazı var ve canları azaldıkça bizi yok etmek için ceplerinden yeni saldırı şekilleri çıkarıyorlar, destek kuvvetler çağırıyorlar. Peki bizden kurtulabilirler mi? Asla, çünkü biz Evangelion ablalarız!

Yaşattığı bunca kaosa rağmen, yine de oynaması kolay ve eğlenceli. Yoğun ve yorucu bir günün akşamı kafayı kapatıp ekrana odaklanmalık tam. Çıtır çerez tadında, güzel bir deneyim. Her oyunun elli saat, altmış saat istemesine ben artık dayanamıyorum galiba. Yaşım ilerledikçe, oyunların benden aldığı gereksiz vakit, zihnen beni yormaya başladı sanırım. Bir şeyleri bitirmenin verdiği hazza da ihtiyacımız var oyuncular olarak arkadaşlar. Bütün gün Assassin’s Creed oyunlarında mobil oyun başarımı toplar gibi aynı şeyi kırk kere yapamam ben! Tamam güzel görünüyor, binlerce insan bir araya gelip bir şeyler çıkarmış ama, bakın oyun demek yerine bir şeyler çıkarmış diyebiliyorum, çünkü bence oyun dediğin iş gibi olmamalı. Bak, oturdum Gunfield’ın başına, eğlenceli bir kaç saat geçirdim ve bitti. Her oyun iki üç saat olmasın ama oyununun içeriği normalde iki üç saat sürecek kadar dolu olup da sen uzatıp yirmi saatlere, otuz saatlere çıkarıyorsan, benden uzak dur be dostum. Ben piksel grafikli uzaylı patlatınca da mutlu olabiliyorum.

Leave a comment

En Çok ziyaret edilenler