Çıkış Tarihi: 18 Eylül 2024

Son zamanlarda kendimde garip bir değişim görüyorum, retro oyunlara karşı kabaran bir heves var içimde. Ya yıllar ilerledikçe geçmişe olan özlemim ağır basmaya başladı ya da retro oyunlardaki basitlik beni iyice içine çekmeye başladı, bilemiyorum. Retro türü bir oyun görünce mutlaka deneme hissi doğuyor içimde, zaten son bir kaç inceleme yaptığım oyun da ya eski oyunlara göz kırpıyor ya da onların bir yeniden canlandırılması şeklinde vücut buluyor. UFO 50 şans eseri karşıma çıktı ve yaratıcı bir konsept olmasından dolayı şans vermek istediğim bir yapım oldu. Gelin birlikte inceleyelim.

Elli adet oyundan istediğinizi başlatıp oynayabiliyorsunuz, her hangi bir sıralama zorunluluğu yok.

Öncelikle UFO 50 bir oyun değil, nasıl yani o zaman neden oyun incelemesi altında yayınlıyorum? Çünkü UFO 50, aslında elli adet oyunun bir araya getirilmesi ile oluşturulmuş bir paket “oyun.” Yapımcılar, hayali bir oyun şirketi olan UFO’nun 1980’lerden 1990’ların başına kadar yayınladığı 50 oyunu bir araya getirerek bir paket sunmuşlar. Tıpkı SEGA, CAPCOM ve nice retro oyunlara imza atmış, günümüzde varlığını sürdürmeye devam eden şirketler gibi bir nostalji turuna davet etmişler bizi. Açıklamaya çalışırken durumu daha karmaşık bir hale getirdiysem kusuruma bakmayın, uğraşıyorum işte. Yani olayı özetlemem gerekirse, UFO 50, gerçekte çıkış yapmamış elli oyunun bir araya getirilmesiyle, bu paket için üretilmiş elli adet oyundan oluşuyor. Oh be, umarım açıklayıcı olmuşumdur.

Garip ve yaratıcı bir konsept açıkçası, bu yüzden de ilgimi çekmeyi başardı. Çok cesur ve aslında çok tatlı bir hamle. Mossmouth zaten bağımsız oyunlara yön vermesi ile bildiğimiz bir stüdyo, Spelunky serisi ile bağımsız oyunları göz önüne çıkarmayı başarmış bir şirket. Bu sefer de yine bir yenilik ile karşımıza çıkıyor ve üzerimize elli adet oyun atıyorlar. Peki, genel anlamda paketten memnun muyum? Bu arada inceleme boyunca paketin tamamı hakkında yazıyor olacağım çünkü oyunların her birini detaylı incelemeye kalkarsam çok saçma bir işe girişmiş olurum. Elli oyun birden inceleyemem sevgili okur, affet.

Party House’dan bir görsel.

UFO 50 beni küçüklüğümdeki beceriksiz oyuncu olduğum yıllara götürdü. Ben eski dönemlerime baktığımda “yaşım yetmiyordu, ondan beceremiyordum abi, şimdi oynasam o oyunları on dakikada bitiririm” gibi yorumlar yaparken durumun hiç de öyle olmadığını farkettim. Maalesef, hala o beceriksiz oyuncuyum ben. Ya da bu oyunlar zor olsun diye yapılmışlar. Gerçi böyle bir söylenti de vardır eski oyunlar için, bilerek zor yapıldıkları, oyun süresi uzaması adına oyunların kütük gibi yapıldığı da söylenir. Buna da inanmak zor, bir oyun bile isteye kütük gibi de yapılmaz ki. Elimi hangi oyuna atsam, hangi oyunu seçsem, bir kaç dakika içinde ekranda game over yazısını görüyorum. Retro oyun yapacağız diye insanlara neden travma yaşatıyorsun ey sevgili yapımcı? Oyun retro olsun da yaşattıkları retro olmasın bari.

Elli oyun içerisindeki favori oyunum, Overbold’dan bir görsel.

Bu koca pakette elbette bütün oyunları severek oynamadım, zaten bu imkansız olurdu. Elli tane oyun var neticesinde ve her biri birbirinden farklı türde. Strateji, aksiyon, rpg, spor ve platformerdan tutun aklınıza gelebilecek her türde retro oyun tasarlanmış. Bunlardan otuz altı tanesi ise yanyana olmak kaydıyla eski tabirle “iki kişilik.” Vay be, eskiden öyle multiplayer, co op falan demezdik, “iki kişi oynanıyor” derdik. Üstümde ne biçim bir nostalji tozu birikmiş, böyle böyle silkeleyeceğim, biraz daha dayan sevgili okur. Dediğim gibi, oyunlardan yalnızca on tanesi hoşuma gitti, geri kalan zevklerime pek hitap etmedi, yalnız bu o oyunların da kötü olduğu anlamına gelmiyor. Sadece zevk meselesi, kimisi çok zor geldi kimisi de eskiden pazardan aldığımız, annemin çakma Sega’mızda yani atarimizde oynadığı Doktor Mario gibi kafa isteyen oyunlardan. Ben hala o tarz oyunlardan keyif almıyorum ve neredeyse otuzuma merdiven dayadım.

UFO 50’de sevdiğim bir kaç oyunun ismini de vereyim bari: Overbold, Ninpek, Party House, Rakshasa, Kick Ball, Hot Foot ve Bushido Ball. Bu oyunları takıntı yaptım, saatlerce oynadım. Herhangi birini bitirebilmiş değilim henüz. Keza, dediğim gibi oyunlar çok zor, ya da ben beceremiyorum. Bu arada oynarken de çok keyif alıyorum, sadece takıntı yapmış olmamla ilgisi yok. Özellikle Overbold’a bayıldım, son bölümüne gelip gelip kaybediyorum ama elbet bir gün zihin açıklığı ile başına oturup düzgün planlar yaparak bitirebileceğimi düşünüyorum, yani umarım.

Eğer siz de yeni retro oyunlar oynamak istiyorsanız, evet garip oldu biraz ama durum böyle, UFO 50’yi denemenizi tavsiye ederim. Başında keyifli saatler geçirebileceğiniz elli adet oyun sunuyor ve elli oyundan sadece bir kaç tanesini beğenseniz bile verdiğiniz paranın karşılığını alıyorsunuz. Oyunlar bol keseden konduğu için kısa yapılmış sanıyorsanız yanılıyorsunuz, her biri tamamlanmış, uzun oyunlar. Verilen emek gerçekten çok büyük ve yaptıkları işi son derece orijinal yapmak için ellerinden geleni yapmışlar. Öyle ki, koleksiyon içerisindeki oyunların çıkış yılları ilerledikçe, oyunlardaki kalite bile artıyor, bunu bile düşünmüşler koleksiyonu tasarlarken.

Final Fantasy ayarında kocaman bir RPG bile bulunuyor koleksiyonda.

Bu arada son olarak bahsetmem gereken bir konu var, UFO 50 bana neden oyunları sevdiğimi de hatırlattı. Bir tuşta oynamak istediğim oyunu başlatıp beynimi resetleyebilmek harika bir duygu. Son zamanlarda çok fazla basitlik över oldum ama gerçekten modern yaşantı insanı çok yoruyor. Binlerce detayın içinde boğuluyoruz ve oyun oynamak için bilgisayarı açtığımızda bile oyun oynayabilmek bazen zulüm oluyor. Steam kütüphanemde beşyüz küsür oyun var, hangisini açacağım diye sormaktan en son hiç bir oyunu açamayıp günümü geçirdiğim çok oldu. Çünkü zamanımı yatırasım gelmiyor bazen oyunlara. Kimisine başlıyorum elli dakika oyun kendini anlatmaya çalışıyor, kimisi benden angarya işler istiyor ki hikayede ilerleyebileyim, bir çok oyun olmuş metroidvania, bir duvara atlayamayıp “ha demek ki double jump açacağım öffff” demekten de gına gelmiş bana.

Ölüp ölüp gamepad ile güreştiğim çok sevgili oyun, Rakshasa.

Oyun oynamaktan mı sıkıldım acaba? Diye soruyordum kendime de, bayağıdır “oyun” oynamıyormuşum ki. Bir süre daha böyle retro oyunlarla vakit geçirmeyi planlıyorum, bölümleri geçemeyip cinnetler de geçirsem, başından kalktığımda dinlenmiş hissediyorum. Aynı küçüklüğümdeki gibi. Nefret aşk ilişkim var oğlum Mario seninle, sen yaptın beni böyle sen! Bu canavarı sen yarattın.

Ekran Görüntüleri:

Leave a comment

En Çok ziyaret edilenler