
Çıkış Tarihi: 31 Mart 2022
Pokemon oyunlarıyla aram hiç bir zaman olmadı. Pokemon markası ve hikayesine 90’larda doğmuş her çocuk gibi biraz ben de hakimim. Mecbur, televizyon neyi veriyorsa izliyorduk. Pek seçme şansımız yoktu, dolayısıyla ben de bol bol Pokemon seyrederek büyüdüm. Ne zaman ki kanallar ve opsiyonlar çoğaldı, o zaman Pokemon serisi ile yollarımız ayrıldı, bir daha da yüzüne bakmadım. Anlayacağınız, çok sevdalısı veya meraklısı olmadığım bir konsept bu canavar toplayıp, geliştirmek ve onlar üzerinden stratejiler kurma tarzı. Fakat, tam da bu yüzden, son zamanlarda bir arayış içerisine girmiştim. Ne yapıp ne edip bir Pokemon oyunu oynamak istiyordum. Eski oyunları emülatörsüz oynama şansım olmadığından ve maalesef Pokemon markasının bilgisayara asla oyun yapmıyor olmasından dolayı da, kendimi onun muadillerini ararken buldum. Coromon da bu arayışın sonucunda çıktı karşıma.

Coromon tam bir Pokemon klonu, retro Pokemon oyunlarının izlediğim videolarında gördüğüm ne varsa, Coromon’da da mevcut. Oyunların başlayış şekilleri, ilk Coromon’u (Pokemon’u) seçişimiz bile aynı şekilde sunulmuş. Ortalığın Nintendo tarafından boş bırakılmasını fırsat olarak görüp çıkış yapan oyunlardan bir tanesi Coromon. Tıpkı geçtiğimiz sene ortalığı kasıp kavuran ve bence Nintendo’ya saç baş yolduran Palworld gibi, Coromon da adeta “yapaydınız da millet de bizim oyunlara muhtaç kalmayaydı” diyor. Ha, oyunu sadece klonluğu üzerinden değerlendirmeyeceğim elbette. Bu oyun hakkında konuşmak istediğim çok şey var.


Oyunda Battle Researcher olarak akademiye kabul edildiğimiz ilk güne başlayarak atlıyoruz hikayemizin içine. Karakterimizi dizayn ediyor, ismimizi seçiyor ve başlıyoruz maceramıza. Annemiz çok sevinçli, evladı sonunda istediği yerlere gelmiş. Gururlu bir anne, ama ne gurur. Çocuğu zıp zıp zıplayacak, yaratıkları yakalayacak, ortalığı kasıp kavuracak. Küçük, minnoş yaratıkları çarpıştıracak kafa kafaya. Her anne evladının böyle başarılı olmasını istemez mi? Annemiz de bizim kadar heyecanlı bir şekilde bizi tren garına bırakıyor ve akademide gerekli hazırlıkları yaparak ilk Coromon’umuzu elde ediyoruz. Hiç bir diyaloğu geçmek istemedim, çünkü hepsi özenle yazılmış ve oyuna o kadar güzel yedirilmişler ki, bir tutorial yaptığımızı bile hissettirmiyor. Ben de seçtim ilk pokem pardon Coromon’umu ve ismini de Zuzu koydum. Benimkisi bir ateş kaplumbağası ve cinsinin ismi de Toruga. Oyunda 120’den fazla bulunan Coromon’lardan sadece biri. Uzun maceramızın da, sadece ilk adımı.



Peki ne yapıyoruz bu Coromon’da? Efendim, çok basit. Etrafta geziyor, insanlardan görevler alıyor ve tamamlıyoruz. Takip ettiğimiz ana hikaye bizi çizgisel şekilde haritalar üzerinden yönlendiriyor, ilerledikçe ilerliyoruz. Bir de aynı zamanda sahip olduğumuz Coromon kütüphanemizi geliştiriyoruz. Altı adet Coromon’u aktif olarak yanımızda taşıyabiliyoruz ve savaş anında her an bir diğerini savaş alanına fırlatabiliyoruz. Savaşta hangi Coromonlar aktif olarak görev almışsa, onlar tecrübe puanı kazanıyor. Tecrübe puanlarını arttırmak için bol bol savaşıyor, biraz grind yapıyoruz. Geliştirdiğimiz her Coromon, üç farklı evreye sahip, her bir evrede hem görüntüleri hem de özel güçleri değişiyor. Minnacık bir kaplumbağa olarak başlayan zuzu, artık sırtından lavlar fışkıran dev ve yırtıcı bir kaplumbağaya dönüştü. Elimde büyüdü yavrucak.


Bu Coromon’lar oyunun ana oyun mekaniği oldukları için, inanılmaz detaylı yapılmışlar. Her bir Coromon’un bir potansiyel seviyesi var, farklı güçleri var ve farklı sınıflara aitler. Su, kum, ateş, hava gibi elementler ile ana sınıflara ayrılıyorlar, toplam 7 adet sınıf var. Her bir sınıfa ait Coromon, farklı görüntüye ve güçlere sahip. Bu görselliğin kendi kendini anlatıyor olması o kadar güzel ki, ilk defa karşılaştığınız bir Coromon’a bakarak hangi sınıfa ait olduğunu anlayabiliyor, ona göre strateji ve taktik belirleyebiliyorsunuz. Bütün Coromon’ların kendine ait de bir sesi var, savaş başlangıcında isimlerini komik ve tatlı bir şekilde söylüyor, veya garip gurup sesler çıkarıyorlar. Bu da, Coromon’lara olan ilgimi arttırmayı başardı. Her biri çok ayrı karakteristiğe ve görüntüye sahip. Emek var emeeek!

Savaşlar da gittikçe zorlaşıyor, hatta bazen grind’ın dozu biraz fazla kaçıyor ama öğrendiğim kadarıyla Pokemon oyunlarının doğasında olan bir mekanikmiş bu grind’lamak. Hatta ünlü bir sözü de var bu durumun, gotta catch’em all! (Hepsini yakalamak makbuludur bu işin gibi bir şey.) O Coromon nedir, bu ne yapar derken elimde bir disk, koşuyorum da koşuyorum. Gördüğüm her türlü şirin minnoş yaratığı, kuvvetli kaplumbağamla önce bir güzel yumuşatıyorum, sonra da hapsediyorum. Beğendiklerimi tutuyor, beğenmediğimi atıyorum. Zalim ettin beni Coromon, bir canavara dönüştüm.


Görsel tarzına bayıldım bu oyunun. Renkler o kadar iç açıcı ve uyumlu kullanılmış ki, başında saatler de geçirsem o şeker gibi grafiklere doyum olmuyor, kitliyor beni ekrana. Çevredeki detaylandırma ve dizayna verilen emek hiç yavana atılacak derecede değil. Yapımcılar gerçekten de tutku ile geliştirmişler Coromon’u, hiç bir detayda ucuza kaçmamışlar. Cıvıl cıvıl haritalar, ilerledikçe değişen detaylar ve coğrafyalar. Bir ilerliyorum karlı bir bölge, bir ilerliyorum kendine has kültürü olan bir köy. Gez gez, gezmeye doyamadım. Her köşesini keşfediyorum Coromon’un dünyasının. Ayrıca, tam da bu kadar güzel harita dizaynının hakkını verecek derecede, keşfi ödüllendiren bir yapısı da var oyunun. Bir çok tamlama araç gerecini ve değerli altıncıkları, bu keşiflerim sayesinde attım cebe. Bulduğum onlarca yan içerik ve yan görev de çabası.

Müzikler, sesler ve ambiyans oyunun ruhuna hizmet ediyor. Müzikler biraz fazla tekrara düşse de, ilk dinlediğimde hepsi hoşuma gitti, o yüzden bunu dikkate alarak değerlendiriyorum. Bu tarz sıra tabanlı RPG’lerde, tek bir dövüş müziği kullanmak pek akıllıca değil bence. Dövüşe gir, müzik çalsın, dövüşü bitir müzik bitsin, şimdi de haritanın kendi müziği diye bir döngüye girince, insanın başı ağrıyor. Persona oyunlarında da aynı sıkıntıyı yaşıyordum fakat onlarda kullanılan müzikler adeta sanat eseri olduğu için, aynı müzik çalsa bile mutlu olduğumu bilirim, dinlemeye doyamamışımdır çünkü. Coromon bağımsız bir yapımcının elinden çıkmış, minnak ve mütevazı bir oyun olduğu için, müzikleri ile konser verilen koca firmaların kalitesi ile kıyaslamayacağım, haksızlık etmiş olurum. Yaratıkların sesleri de, daha önce bahsettiğim gibi, çok tatlı ve kendine has.

Coromon, UI konusunda da gerçekten ders niteliğinde bir iş çıkarmış. Böyle küçük bütçeli bir oyun içi çok başarılı bir kullanıcı arayüzü sunuyor ve menülerde gezmek bile ayrı keyifli. Gerçekten aradığımı bulamadığım olmadı ve kullanırken keyif aldım. Şıkır şıkır bir arayüzü var bu oyunun, çok beğendim. Bir çok yararlı bilgiyi kontrol etmek için sık sık başvuruyorum, canavarlarımla ilgili metinler okuyorum, taktikler oluşturuyorum.

Oyunu bir Android tablet ile, gamepad kullanarak oynadım. Fakat, oyun hem klavye mouse hem de dokunmatik ekranlarda oynanacak şekilde dizayn edilmiş. Bu üç yöntemi de kullandım, deneme amaçlı ve üçü de muazzam tatmin edici. Böyle bir oyunun, telefonda oynanabilmesi bile o kadar güzel ki. Nintendo, aynen kardeşim 50 senelik el konsolunu bulurum alırım da oynarım bir gün senin Pokemonları da. Ya, Nintendo demişken araya bir şey sıkıştırmak istiyorum. Bir serzeniş.

Yahu, Nintendo… Bak sana sesleniyorum. 25-30 sene olmuş bu oyunları çıkaralı, kimsenin bir şekilde onlara ulaşabileceği de yok, şu oyunları getir işte Steam gibi platformlara dostum benim, benim akıllı dostum. Mis gibi markalarını, niş retro koleksiyoncularının eline bırakıyorsun, milyonlarca oyun satma fırsatını kaçırıyorsun. Aç gözünü aç. Playstation bile PC’ye geldi. Yahu bu ne gelenekselcilik ne be birader? Cıvıl cıvıl oyunları biz de oynamak istiyoruz. Milletin koleksiyonlarına ekmek banıyorum ya. 28 yaşıma geldim, hala Zelda’lara elimi süremedim.

Özetlemek gerekirse, Coromon ile aşk yaşıyorum. Oyun devasa bir oyun olduğu ve 50 saatten kısa bir sürede bitirmem mümkün olmadığı için, bu incelemeyi yazdığımda henüz oyunu 15 saat oynamış olacağım. Bence bu, böyle bir oyunu incelemek için yeterli bir süre. Coromon ile geçirdiğim 15 saat, kesinlikle sıkıldığım bir dakika bile olmadı ve oyunun her anından ayrı keyif aldım. Pokemon oyunlarını da severim gibi duruyor. Ne de olsa, bu oyunun ataları da onlar. Beni bir türe ısındırmayı başardı Coromon. Eğer siz de benim gibi Pokemon dünyasına dalmak istiyor, fakat paranız olmadığı için gidip de Ebay üzerinden 1000 dolar vererek 30 yıllık bir konsol alamıyorsanız veya emülatör kurup oynamak istemiyorsanız, Coromon harika bir başlangıç noktası. Hem bir bakar, türü sevip sevmediğinizden emin olup öyle harcarsınız paranızı. Ha bir de, oyun mobilde bedava, eğer tamamını oynamak isterseniz de 170 TL gibi bir fiyatı var. Steam, GOG ve Epic gibi platformlarda ise fiyatı sürekli değişiyor.

Çok keyif aldığım, başında saatler geçirmekten sıkılmadığım Coromon’uma dönüyorum şimdi ben. Henüz daha toplamadığım Coromon’lar var ve onları yakalamam için çayırda çimde masum masum koşturuyorlar. Hele sizi bi elime geçireyim, komik birer lakap takıp orduma katmazsam, Battle Researcher demesinler bana da.






Leave a comment