Çıkış Tarihi: 10 Eylül 2021

RPG’ler her zaman gönlümde taht kurmuş oyunlardır. Ne zaman bir RPG görsem, “ben bunu oynarım” derim. Çok kötü sinyaller de alsam, çok kötü yorumlar da görsem, “ben oynarsam severim” gibi düşünüp hep şans vermişimdir RPG’lere. Öyle ki, zamanında Elex bile oynamışlığım var. Hem de eğlenerek, severek ve biraz da söverek. Ama bugün gözümüzü bir Asya RPG’sine çevireceğiz. Belki de artık yaşım itibariyle çok cringe bulduğum hikayelerin içine gireceğiz. Anime karakterler aşağı yukarı olacakları, hikayeyi ve oynanışı tahmin edip belki de uzak durmam gereken, Tales of Arise hakkında konuşacağız. Hadi başlayalım.

Tales of Arise, klasik bir Japon RPG’si. Uzun uzun ara sahnelerden tutun da, Japon cıvıklıklarının, tatlılıklarının ekranı doldurduğu, saçma sapan ve komik olaylar arasında hikayesini ciddiye almaya devam eden, tam bir Japon RPG’si. Oyuna başladığımız ilk andan itibaren, elimde gamepad, karakterimi kontrol etmeye başlayacağım anı beklerken buldum kendimi. Anlatıyor da anlatıyor, öyle anlatıyor, böyle anlatıyor. Bir de anlatım kalitesi öyle muhteşem değil, yer yer değil en azından. Buna rağmen o kadar uzatmışlar ki ara sahneleri, oyun başlayana kadar bir sıkıldım zaten.


Daha sonra karakterimin kontrolünü alır almaz, karakterlerle konuşmaya başladım. Derken, hop bir daha bir ara sahne. Onu da izledik mi? Araya çok kısa bir kaç oynanış sekansı girdikten sonra hop, bir daha ara sahne. Sanırım oyun 45-50 saat sürüyorsa, bir 10 saat’i ya ara sahne dinliyoruz ya da karakter diyaloğu dinliyoruz. Başlarda hikayeyi anlamak, oyuna daha iyi girebilmek adına bütün diyalogları okudum. Hatta bunu yaklaşık 25-30 saat boyunca da devam ettirdim. Yer yer hikaye beni çekerken, yer yer cinnetlere sürükledi. Neden mi? Çünkü Tales of Arise, resmen bir çocuk tarafından yazılmış bir senaryoya sahip. Ciddiye almaya çalıştığı hikaye o kadar komik ve özensiz ki, isteseniz de kendinizi bu hikayenin için atamıyorsunuz. En azından ben atamadım.


Bütün olay örgüsü son derece tahmin edilebilir, bütün karakterlerin yapacağı hareketler 100 metreden anlaşılır bir hikaye var elimizde. Böyle olunca da, merak unsuru ortadan kalkıyor, oyunun hikayesini takip etmeye çalışmak adeta bir angaryaya dönüşüyor. Kısaca özetlemek gerekirse bu hikayeyi: Oyunda suratına demir maske takılmış ve bu maske yüzünden hafızasını kaybetmiş, kendisine “Iron Mask” denen bir karakteri canlandırıyoruz. Karakterimiz yıllardış zulüm ile karşı karşıya kalan halkını kurtarmak için senelerdir bir isyana katılmanın peşinde ama fırsat bir türlü gelmiyor. Derken, gelinlik içinde bir ablanın düşman ordudan kaçıştığına şahit oluyor. Ne hikmetse müdahil olmak geliyor aklına ve düşman askerlerle dövüşüyor. Bu gelinlikli ablayla birlikte kurtulup, onlara yardım eden isyancı güçlere katılıyorlar. Daha sonra bu gelinlikli abla, neyse artık adını söyleyeceğim, Shionne denen ablamız ile hafif takışmalı, tatlı romantik bir ilişki başlıyor.


Oyunun intro kısmından hemen sonra kontrol edebildiğimiz karakter sayısı ikiye çıkıyor ve maceramıza başlıyoruz. Amaç, bütün bölgeleri düşmanlardan temizleyip, yaşadığımız dünyaya özgürlük getirmek. Bunu yaparken de yolda edindiğimiz takım arkadaşlarımız ile birlikte kişisel sorunlarımızı aşmak, terapi grupları kurmak. Şaka yapmıyorum, bazı yemeklerini sevmeyen bir karakterin bile başına geçip neden o yemek sağlıklı anlatıyorlar. Bu grupta eksiğin olmayacak arkadaş, hemen çözmemiz lazım. Ya, tuz sağlığa yararlı da ama bazen, yemelisin diye diyalog var oyunda ya. Gerçekten çocuğum da, bana temel bilgiler oyun kılığında anlatılıyor gibi hissettiriyor bazen.


Hikaye ile ilgili daha detaya girmiyorum ama hikaye sunumu yer yer anime çizgifilmi, yer yer 3D rendered sahne, yer yer de çizgiroman gibi yazılar ile anlatım şeklinde gidiyor. Hikaye sunumunun şeklini beğendim, anime sahneler gerçekten keyifli ve kaliteliydi. Fakat, hikayenin kendisi bana göre vasatın altında. Vasat bile değil.


Oynanışa gelecek olursak, Tales of Arise, sıra tabanlı bir RPG değil. Grup yönetiyoruz fakat grubun becerilerine belli tuşlar aracılığı ile erişim sağlayabiliyor, zamanı çok yavaşlatarak kontrolleri kolaylaştırabiliyor ve istersek direkt takım arkadaşlarımızın kontrolünü alarak oynayabiliyoruz savaşları. Elementler oyunda büyük önem arz ediyor. Ateşe su becerileri ile saldırmak gibi stratejik seçimler ödüllendiriliyor. Oynanış kesinlikle fena değil ve zaten bir 30-35 saat kadar oynamamdaki en büyük etken, Tales of Arise’ın kendini yenileme becerisiydi. Her ana bölümde takımımıza yeni bir arkadaş dahil oluyor ve kendi beceri setiyle geliyor. Dolayısıyla oyunda ilerledikçe, oyunu oynama şekliniz de değişebiliyor. Bu çok güzel bir artı. Ayrıca takımınızın eşyaları ve becerilerini yükselterek, güzel bir kimya oturtarak düşmanları tuzla buz etmek çok keyifli. Tam bir güç fantezisi.



Ha, oyun yer yer çok zor savaşlara da konukluk ediyor. Tales of Arise’dan beklemediğim derecede güzel Boss fightlar ve zorluklar var. Bir çok kez oyunda Boss’lara öldüğüm oldu. Gerçekten oyun bu açıdan kendinizi geliştirmeniz, reflekslerinizi daha iyi kullanmanız gereken dövüşler sağlayarak, oyuna keyif katmayı başarmış. Karakterlerimizin zırhlarını geliştirip, becerilerini seçmek keyifli. Çok mu detaylı? Asla değil, ama yine de sadelikle işe yararlılığı iyi birleştirmişler.


Oyunun en sıkıldığım, en sevmediğim yanlarından biri ise, ses kalitesi. Genel anlamda ses kalitesini hiç beğenmedim oyunun. Müzikler, İngilizce seslendirmeler, karakterlerin savaşlarda attığı sloganlar. Hepsi çok sıkıcı. Oyunun başında ilk defa duyduğunuzda hoş gelen bir müziğin ve kelimenin, oyunun 30. saatinde de aynı şekilde devam etmesi, o kadar baydı ki artık sesleri kısıp youtube’dan video izleyerek oynamaya başladım oyunu. Dövüşlerde karakterler o kadar sık konuşuyor ki, kim ne diyor belli değil. Kıraathaneye dönüyor dövüşler. O kadar da gereksiz ve özensiz sloganlar ki, akıllarına ilk gelen cümleleri söyletmişler karakterlere.


Oyunun haritaları, dizaynları ve genel görselliği hoşuma gitti. Atmosfer çok güzel, manzaralar çok tatlı. Oyun görsel anlamda bir şaheser değil ama, güzel bir 2A görselliğe sahip. Kesinlikle rahatsız olmadım asla görselliğinden oyunun. Her zaman atmosfere sokmaya başardı. Düşman tasarımları, karakter tasarımları gibi konularda da gayet güzel iş çıkarıldığını düşünüyorum. Bazı düşmanlar, Boss’lar ve karakter çok özgün ve üzerine kafa patlatıldığı belli tasarımlara sahip.


Tales of Arise, genel anlamda klasik bir Japon RPG’si. Artık çok sıkıldığım formülü kullanan 1000 tane oyundan biri. Saçma sapan karakter ilişkileri, garip grup tiplemeler, anlamsız olay örgüsü, gereksiz uzun diyaloglar ve daha niceleriyle, tam da sevmediğim oyun tipi. Karakterler afedersiniz bildiğiniz salak. Her şeye şaşırıyorlar, her şeye aşırı tepki veriyorlar. İnsan değiller sanki. Aralarındaki diyaloglar tam çocuk diyalogları. İlk dakikadan yaşanılan aşk, ana karakterimiz ile Shionne’un direkt shiplenmesi gibi cringe cringe mevzular var oyunda. Hikaye de gereksiz yere uzayana kadar bir yere kadar idare etti, hafiften bende merak uydursa da çok çabuk söndü. Oyunu bitiremeden fakat bitirmeye çok yakın bir yere gelene kadar sabredebilsem de, artık gerçekten ilerleme motivasyonu bulamadım kendimde. Eğer çok güzel bir indirimde yakalarsanız ve kafa dağıtmak isterseniz, biraz da Japon saçmalıklarına tahammülünüz varsa, alınır oynanır. Onun haricinde, ben pek öneremeyeceğim.





Leave a comment