Çıkış Tarihi: 20 Mart 2024

Bu oyunun esin kaynağı olduğu bir çok oyunu severek oynamama rağmen, orijinal yapımın eskiliği ve benim çağıma yetişmemesinden dolayı asla oynama şansı bulamamıştım. Neyse ki, her eski oyunun artık yeniden hortlaması moda oldu da eski oyunları da günümüz standartlarında oynama şansı buluyoruz. Peki, bu oyunun hortlaması iyi mi olmuş kötü mü olmuş? Hiç ellemeseydik de, yattığı yerde huzurla ebedi uykusunda kalsaydı daha mı iyi olurdu? En iyisi bu konuyu bir ele alalım.

Efendim, çağımız artık hortlaklar çağı. Yeni şeyler üretmek maliyetli ve düşünen insanları artık çok sevmiyoruz. Düşünmeye vakit yok artık, her hareketimizi çok dikkatli planlamalı ve her yaptığımız şeyden para kazanmak zorundayız. En ufak bir ayak kayması, sizi bu yırtıcı markette en dibe göndermeye yeter. İsterseniz senelerdir tırnaklarınızla kazıyarak yukarıya çıkmış olun, tek bir tekme yetiyor. Sorduğum soruyu fazla vakit kaybetmeden yanıtlayacağım, benim için iyi oldu ama yapımcı şirket için pek iyi olmadı. Neden? Çünkü bu oyunla birlikte şirket kapandı.

Peki oyuna gelirsek, nedir bu Alone in the Dark? Alone in the Dark, 1992 yılında çıkan, survival horror oyunların atası diyebileceğimiz kadar oyun dünyasına etki etmiş bir yapım. Öyle ki, ardından gelen Resident Evil ve Silent Hill gibi yapımlar, bir dönemin en ses getirici yapımları olacak ve Alone in the Dark’ı gölgede bıraksalar da bu ismi unutturamayacaklar. Bir nesilin oyun algısına damga vurmuş bir yapım olarak her zaman hafızalarda yer edecek. Elimizdeki oyun ise, bir yeniden yapım. Orijinal Alone in the Dark’ı hiç oynamadığım için ve oynamaya da pek cesaretim olmadığı için bu incelemede kıyaslar yapamayacağım fakat en azından modern bir survival horror oyunu olarak ele almaya çalışacağım.

Alone in the Dark remake harika bir atmosfere sahip, Amerika’nın güney bölgelerinde geçen bir Lovecraft hikayesi. Gizemli ritüellerin yaygın olduğu, Afrikalı göçmenlerin devam ettirdiği kültürden korkan -bilinmeyene duyulan korku- ve hikayelerinde buna yer veren Lovecraft’ın evreninde geçiyor oyunumuz. Bunu da mükemmel derecede iyi yansıttığını düşünüyorum. Gerçekten oyunu oynarken bir Lovecraft hikayesinin içinde koşturduğumu her an hissettirmeyi başardı bana Alone in the Dark. Karakterleri ve oyunun diyalogları gerçekten son derece ilgi çekici. Adeta bir korku filmi izlerken nasıl çıkarımlar yapmaya, hikayedeki parçaları yerlerine koymak için tahminlerde bulunmaya çalışırsak, bu oyunda da kendimizi aynı konumda buluyoruz.

Oyunda iki adet ana karakterimiz bulunuyor, tıpkı daha sonraki Resident Evil oyunlarında göreceğimiz gibi, bu iki karakter de hikayeyi farklı deneyimliyor. Karakterlerimiz Edward Carnby ve Emily Hartwood, bir arabada yolculuk yapmaktalar ve aralarında geçen diyalog sayesinde konunun ne olduğunu ustaca bize aktarıyor ve direkt moda girmemizi sağlıyor. Emily, endişe duyduğu amcası için Derceto malikanesine gitmektedir ve kendisine güvenebileceği bir özel dedektif tutar, bu kişi de Edward’dır. İkili, varmak üzere oldukları ev hakkında ve Emily’nin amcası Jeremy hakkında konuşurlar. Jeremy çok uzun zamandır garip davranmaktadır ve kendisini ele geçiren karanlık güçlerden muzdariptir. İkilimiz çok yakında kendilerini hiç beklemedikleri bir kabusun içinde bulacaktır.

Evet, hikaye, atmosfer her şey harika ama bu bir de oyun ya, oynanış nasıl? Oyunun combat mekanikleri hariç her türlü mekaniğinden son derece keyif aldığımı belirtmek isterim. Savaşmak zorunda kaldığımız anlar çok çok kötü olmasa da, vasat bir oyun deneyimi sunuyor. Bunun yanında, oyunda puzzle’lar, mermi yönetimi gibi mekaniklerden gayet tatmin oldum. Puzzle’lar gerçekten kafa patlatmanızı istiyor. (Oyunda puzzle zorluğunu seçebiliyorsunuz, ben bilerek en zorda oynadım.) Dolayısıyla bir puzzle’ı çözdüğümde gerçekten bir şey başarmış hissettim ve oyundan aldığım keyif katlandı. Dövüş konusunda ise hiç zorlanmadım, oyunu en zorda oynamama rağmen sanırım eski Resident Evil’cılardan olmanın avantajıyla, karşıma çıkan her şeyi ezdim geçtim. İyi ki de böyle oldu çünkü dediğim gibi combat’ın vasat olduğu bir oyunda bir de buralarda zorlansam, oyundan aldığım keyif çok baltalanabilirdi.

Oyunun en beğendiğim yanı ise mekan tasarımları oldu. Oyun bizi öyle güzel tasarlanmış mekanlara gönderiyor ki, kokusunu alıyorum gittiğim yerlerin adeta. Grafikler çağımızın en iyilerinden olmasa da oyunun görselliği sizi içine çekecek yeterlilikte. Benim GTX 1660 TI bile oyunu ultra oynatırken performanstan kayıp yaşatmadığına göre, sanırım oyun iyi optimize edilmiş desem yalan söylemiş olmam. Oyunun ana mekanı malikane fakat oyun bizi devamlı Dercato malikanesinden ani zıplamalarla başka mekanlara, başka kabuslara göndererek taze kalmayı başarıyor. Oyunu oynarken çevrelerden o kadar etkilendim ki, her mekanı didik didik aradım taradım.

Malikanede bizden başka bir sürü insan da bulunuyor, bu malikanede kalmakta olan kişilerin odalarına gittiğinizde, o karakterlerle ilgili çok fazla şey öğreniyorsunuz. Bütün bu detaycılık oyunun her köşesine serpiştirilmiş küçük veya büyük detaylar olarak karşımıza çıkıyor. Oyunun atmosferine olan inandırıcılığı zirvelere taşıyor ve oyundan aldığınız keyfi de katlıyor. Seslendirmeler, müzikler ise oyunun parlayan bir başka öğeleri. Karakterlerin seslendirmelerine bayıldım. Her biri gerçekten görüntülerini destekleyen ve hikayenin inandırıcılığına tuz biber ekiyor, işlevlerini ustalıkla yerine getirmeyi başarıyorlar. Oyunda elinize aldığınız her mektubu o karakterin sesinden dinliyorsunuz ve bu seslendirmeler gerçekten çok otantik. Ayrıca, dönemin ruhunu yansıtan müzikler de beni öyle gaza getirdi ki, evin camında dışarı bakarken dedektif triplerine girmeden kendimi alamadım. Biliyorum biliyorum, yirmi sekiz yaşında kocaman bir adamım. Ama ne yapayım? Ben oyunları tam olarak bu sebepten oynuyorum be sevgili okur. Beni gaza getirsin, bana ilham versin, kalbimi kıpır kıpır, tüylerimi diken diken yapsın oyunlar istiyorum. Beni de böyle kabul et.

Peki bu oyun neden tutmadı? Her şeyi güzel güzel anlattım ve ortada çok da kötü durmayan bir oyun var gibi görünüyor. Bu konuda biraz araştırma yapmak zorunda kaldım çünkü ben oyunu bitirdiğimde gayet memnun ayrıldım oyunun başından. Evet, oynadığım en iyi oyun değildi kesinlikle, fakat oynadığıma da çok memnun oldum. Başında geçirdiğim 10 saatlik süre boyunca da hiç sıkıldığımı hatırlamıyorum. İlk olarak oyunun yurtdışı fiyatının 60 dolar olmasına rağmen oyunun kısalığı gözümüze çarpıyor. Oyunun bütün detaylarını inceleyerek oynayan ben 10 saatte bitirdiysem, biraz daha hızlı oynayan bir oyuncunun 7-8 saatte bitirmesi de mümkün Alone in the Dark’ı. Sebeplerden biri bu olsa gerek, artık 60 dolar oyun beklentimiz bize 10 saatte hikaye anlatıp bitmesi değil. Bir diğer sebep, sanırım korku oyunu alıcısının diğer oyun türlerine göre daha niş olması. Ayrıca, benim hiç karşılaşmadığım performans sorunları, oyun ilk çıktığı aylarda insanları oyundan bezdirmiş usandırmış. Bu da oyunun çıkış aylarında istenen ivmeyi almamasına yol açmış. Bir diğer sebep ise, oyunun combat mekaniklerinin gerçekten bir çok oyuncuyu direkt soğutabilecek vasatlıkta olması.

Bütün bu olumsuzluklar da oyunun ve beraberinde şirketinin çöküşüne sebep olmuş. Büyük ihtimalle bütçesi çok olmayan Alone in the Dark projesi bütün bütçeyi hikaye anlatımı, grafikler ve seslendirmelere harcamış olacak ki, oynanış kısmı vasat kalmış. Açıkçası böyle bir oyunun başarısız olmasına üzüldüm. Oyunu yapan ekibin tutkusuna olan inancım yüksek, işlerini severek yapmışlar, bu çok belli oluyor. İncelemenin ilk paragrafında sorduğum iki sorudan dolayı, negatif başlayacak bir inceleme gibi duruyordu değil mi? Ben Alone in the Dark’ın Remake’ini çok sevdim. Bence iyi ki hortlattık ama, bu demek değil ki sürekli mezar kazıp, yeni kıyafetler giydirip eski ve değerli fikirleri modern teknolojilerle hayata geçirip, üstlerinden para kazanmalıyız. Remake’ler yeni nesillere, eski oyunları tanıtmakta yardımcı oluyor evet, eski masterpiece kalitesindeki oyunları deneyimleyebilmek harika bir şey. Fakat belki de bu Remake kültürü veya tutmuşu devam ettirme alışkanlığı yüzünden eskisi gibi masterpieceleri olan bir nesil olamayacağız, ya da sayıları gittikçe azalacak. Umarım sadece pesimist bakıyorumdur.

Sonuç olarak, survival horror sevenlere önerebileceğim bir oyun Alone in the Dark. Resident Evil, Silent Hill gibi oyunları seviyorsanız, bu oyunların çıkış noktası olan, onlara ilham olan bu oyunu oynamanız kesinlikle gerekir. Ayrıca çok güzel ve ilgi çekici bir hikaye deneyimleme şansı sunuyor Alone in the Dark. Mutlaka göz atmanızda bir fayda var.

Ekran Görüntüleri:

Leave a comment

En Çok ziyaret edilenler