Çıkış Tarihi: 5 Haziran 2026

Yine bir Remake incelemesinde beraberiz sevgili okur. Gothic Remake, on yılı aşkın bir süredir heyecanla beklediğim bir yapım. Orijinal Gothic’i oynamak benim için o kadar zordu ki, oyunun kendisine duyduğum sevgi ve hayranlığa rağmen bir türlü kendimi verip de oynayamamıştım ve ilk defa bir Remake için senelerdir sabırsızlıkla beklemekteydim. O gün geldi ve çattı, oyun çıkış yaptığı gün zıpladım bilgisayarın başına ve Gothic’i doya doya oynadım. Bilenler bilir, Gothic, Risen, Elex gibi kült RPG’lerin yaratıcısı olan PiranhaBytes’ın oyunları her zaman kusurlu olmuştur. Rol yapma kısmı, evreni ve inandırıcı hikayeleri ile insanı kendine bağlayan bu yapımların en büyük eksisi her zaman dövüş mekanikleri olmuştur. Dolayısıyla en büyük korkum yine dövüş mekaniklerinin vasatın altında olacağıydı ama geliştirici firma PiranhaBytes kapanmış, proje de Alkimia Interactive adında yeni, küçük ve hırslı bir ekibe verilmiş. Ne yalan söyleyeyim, iyi de olmuş. Peki bu Remake’de Alkimia, Gothic serisine hak ettiği değeri vermiş mi? Gelin birlikte inceleyelim.

Öncelikle Gothic, çok orijinal bir konuya ve hikayeye sahip. Ana karakterimiz “Nameless Hero” bir suçlu ve oyun onun cezasını çekmek adına Koloni adı verilen bir madene atılmasıyla başlıyor. Hikayenin bence en can alıcı kısmı ise, koloninin hikayesinde gizli. İçine atıldığımız bu mekan, kralın savaşlarda ordusuna silah sağlamak için ihtiyaç duyduğu özel bir madenin kazılarının yapıldığı bir çalışma kampı. Madencilerin tamamı suçlulardan oluşmakta ve kimse koloniden kaçamasın diye, kralın büyücüleri tarafından bir bariyer büyüsü yapılıyor. Bu büyü sayesinde içeriden canlı hiç bir şey dışarıya çıkamıyor. Fakat büyü ters tepiyor ve büyücülerin kontrolünden çıkıyor. Bariyer büyüsü kalıcı hale geliyor ve içerideki bütün gardiyanlar ve büyücüler, mahkumlarla birlikte kolonide hapsoluyorlar. İçeride asayiş bir müddet sonra bozuluyor ve mahkumlar yönetimi ele alıyor, bütün gardiyanlar öldürülürken büyücülerin canını bağışlıyorlar. Koloni, artık Ore Baron adı verilen yönetici mahkumlar tarafından yönetiliyor. Ore Baron’lar kral ile bir anlaşma sağlıyor, biz size maden göndermeye devam edeceğiz, siz de bizi içeride krallar gibi yaşatacaksınız. Gıda, lüks ürünler, kadın ne varsa kral tarafından sağlanırken karşılığında içeriden dışarıya maden akışı sekteye uğramadan devam ediyor. Uzun yıllardır bu düzen böyle devam etmekte. Yani aslında oyun, açık bir cezaevinde geçiyor. Koloni, artık yaşayan bir mahkumlar şehri. Kendi hiyerarşisi var, kendi kanunları var ve içeride hayatta kalmak istiyorsanız ayak uydurmak zorundasınız. İşte benim için Gothic’i çok özel kılan şeylerden bir tanesi, bu sunduğu orijinal ortam ve hikaye. Dünyayı kurtaran ana karakter olup dağ tepe koşturup çok önemli hissettiğimiz hikayelerden sonra, gariptir ama kapalı bi alanda bir mahkum olarak oynamak bile daha bir özgür hissettirdi. En azından monotonluğun prangalarından kurtulmuşum, büyülü bariyer neymiş ki?

Gothic’i özel kılan şeylerden bir diğeri ise, oyuncunun konumlandırılmasıyla ilgili. Çoğu oyunda ana karakter olarak çok önemli bir figür olduğumuz her saniye bize hatırlatılır. Gothic ise, adeta her saniye aşağılık bir mahkum olduğumuzu suratımıza haykırıyor. Gerçek bir hapishanede, ilk gününüz. Kimse size saygı duymuyor, kimse size yardım etmiyor. Herkes kendi rahatının derdinde. “Ne iyi ettin de geldin, sen ne iyi bir adammışsın be!” falan gibi cümleler duymuyorsunuz. Daha çok “Ne bok yemeye geldin la buraya?” gibi tepkiler alıyorsunuz. Oyunun bütün mekanikleri de sizi değersiz hissettirmek için sıraya girmişler. Bir adama yanlış bir espri mi yaptınız, dayağınızı paşa paşa yersiniz, bütün topladıklarınızı alır giderler. “Eee, ben dövemez miyim adamı?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Yani teknik olarak bu bir ihtimal ama çok düşük bir ihtimal. Çünkü oyunun başında, kontrol ettiğimiz karakter o kadar beceriksiz ki, sopa bile sallarken yalpalıyor. Zaten oyunu oynadığınız ilk on dakikada neyle karşı karşıya olduğunuzu çok iyi anlıyorsunuz. Eğer karakteriniz beceriksizse, siz ne kadar iyi oynarsanız oynayın, işkence çekeceksiniz. İşte Gothic’i güzel kılan bir başka olay da bu, her şeyle dövüşmenize gerek yok, kaçmanız gerekiyorsa kaçın ileride bir gün intikamınızı alırsınız.

Bütün bu beceriksiz karakter ile başlama sendromu ise oyunu oynadıkça karakterinizin güçlenmesi ile farklı bir boyuta taşınıyor. İşte o zaman gerçekten gelişmenin tadına varıyorsunuz. Oyunun başlarında sizi aşırı zorlayan rakipleri elinizin tersiyle yere kapaklamanın verdiği keyif de bir başka oluyor. Gariban gibi sağa sola kaçıştırıp yerden atık topladığım dönemleri unuttum bile, artık ağzını açana koyuyorum şamarı. Bir güç zehirlenmesi geldi bana resmen. Ben bu koğuşun ağasıyım diye gezmeye başladım. Gothic, hiç bir konuda sizin elinizden tutmuyor aynı zamanda. Görevlerde bahsedilen mekanları kendiniz bulmalısınız, sizden istenilen şeyleri dikkatli takip etmelisiniz ve herkesle herşeyi konuşmamalısınız. Bu yapı da, görevlere ayrı bir keyif katıyor, başarı hissini katlıyor. Elbette ana karakterimiz bazı notlar alıyor fakat bu notlar asla alışık olduğumuz yapıda değil, sizi direkt görevin bir sonraki adımına götürmek yerine yalnızca ipucu sağlıyor. Oyuna başlar başlamaz bir haritaya erişimimiz olmuyor. Harita satan bir karakter bulup elle çizilmiş haritalar satın alıyoruz. Bir harita ne kadar pahalıysa, o kadar detaylı. Bazı haritalar çok üstünkörü hazırlanmışken, bazıları gayet detaylı ve yardımcı oluyor.

Karakterinizi geliştirmek için de yalnızca seviye atlamanız yeterli değil. Size gerekli becerileri öğretecek karakterleri bulmanız ve onlara ödeme yapmanız gerekiyor. Her seviye atladığınızda maksimum canınız artıyor ve LP (Learning Point) kazanıyorsunuz. Bu LP’leri harcayarak kılıç becerinizi, gücünüzü, akrobasi becerilerinizi ve bir çok becerinin eğitimini alabiliyorsunuz. Karakter gelişimi konusunda en büyük etkiyi ise burada görüyorsunuz. Karakteriniz kılıç sallamakta çok beceriksizken, her seviye atlattığınızda gözle görülür bir fark oluyor. Her alınan beceri puanında, karakterin animasyonları bile değişiyor. Artık kılıcı daha düzgün tutuyor, vururken daha kontrollü hareketler yapıyor ve çok daha kolay kombolar yapmanızı sağlıyor.

Remake’in en iyi yaptığı şeylerden birisi de şüphesiz grafikler ve atmosfer. Alkimia, oyuna tamamen sadık kalmayı başarırken gerekli sıçramayı da yaptırarak oyunu günümüz standartlarına çekmeyi başarmış. Gothic o kadar güzel görünüyor ve atmosferi öyle güçlü veriyor ki, dakikalarca manzara seyretmekten kendimi alamadığım anlar oldu. Koloni gerçekten harika görünüyor. Yerdeki çamurların detayları, bitkiler, ışıklar harika. Resmen orman kokusu alıyorum oyunu oynarken. Sesler de zaten efsane olmuş. O güzel grafiklerin omzuna elini koyan, yürü baba arkandayız diyen müzikler hele… Kai Rosenkranz, PiranhaBytes’ın bütün klasik oyunlarındaki müziklerin yaratıcısı ve gerçekten oyunların temasına cuk oturan müzikler besteliyor. Risen ve Elex’de de asla hayal kırıklığına uğramamıştım. Zaten bu abimizin Gothic ile yaptığı şey de öyle üst seviye ki, bugün Youtube’da çoğu oyun incelemesinin arkasında hafif hafif bu abinin besteleri çalmaktadır. Oyunun önüne geçmeyen, sizi atmosfere yapıştıran bu bestelerle oyunun o harika görselliği birleşince muhteşem bir deneyim çıkıyor ortaya.

Evet, demiştim ya burası bir açık cezaevi. Burada hayatta kalmanın bir şartı da kendinizi bir gruba yamamak. Oyunda üç adet kamp bulunuyor. Koloninin yıllardır dışarıdan izole yaşantısı, doğal olarak içeride sosyal ayrımlara yol açmış durumda. Burası artık yalnızca bir cezaevi değil, bambaşka bir dünya. Bu üç kamp da birbirinden keskin farklarla ayrılıyor. Old Camp, yani oyunun henüz başında en kolay varabileceğiniz bu kamp, Ore Baron’ları tarafından yönetiliyor. Kral ile anlaşma yapmış bu adamlar, koloninin şüphesiz en imtiyazlı grubu. En büyük madenleri elinde tutan bu grup, içeride statükoyu korumak için ellerinden geleni yapmaya hazır. New Camp ise daha özgürlükçü, daha kuralsız ve idealist. New Camp’te yaşayama karar verenler, bir gün bariyeri bozup kaçmak isteyenlerden oluşuyor. Bir diğer grup ise, Swamp Camp. Bu abiler de bir garip. Kafalar bir milyon, bütün gün bataklıkta uyuşturucu içip ritüeller yapıyorlar. Koloni falan umurlarında değil, Sleeper adında taptıkları bir tanrı var ve bir gün dirilip hepsini kurtaracağına inanıyorlar. İşte biz bu üç farklı gruptan hangisine daha yakın hissedersek, kendimizi oraya atıyoruz. Seçim tamamen size ait, her bir kampın ekipmanları ve adetleri de birbirinden çok farklı.

Gothic’in dünyası öylesine inandırıcı ki, oynarken mutluluktan bir çok kez yanaklarım uyuştu. O kadar özlemişim ki böyle derin ve gerçekçi bir RPG oynamayı. Karanlık, sıfır makara, tam bir yetişkin oyunu. Adeta yüksek bütçeli bir HBO dizisinin içindeyim. Alkimia’nın ilk projesi olmasından dolayı elbette bazı yerlerde bütçenin yetersizliğini hissedebiliyorsunuz fakat genel anlamda o kadar iyi bir iş çıkarılmış ki, bunları da çok kolay göz ardı edebiliyorsunuz. Mekan tasarımları, çevre detayları, karakterlerin rutinleri ile tamamen yaşayan bir dünyadasınız. En güzeli de, siz de oranın bir parçasısınız. Koloni sizin için özel yapılmış bir oyun alanından ziyade, gerçekten var olan bir yer gibi hissettiriyor. Bir yola girdiğinizde, orada daha önce yaşanmış bir mücadelenin veya katliamın izlerini görebiliyorsunuz. Veya daha önce kimsenin cesaret edip de çıkamadığı, hiç insan izine rastlanmayan bir tepe bulduğunuzda gerçekten buna değiyor. Gothic’te her zaman serbestsiniz. Oyun başladığı andan itibaren istediğinizi yapmakta özgürsünüz. Oyun sizi asla bir şeyi yapmaya zorlamıyor veya gözünüze gözünüze bir görev sokuşturmuyor.

Gelelim dövüşe, hani benim şu çok korktuğum kısma. Yalan söylemeyeceğim, yine çok iyi olmamış. Ama en azından vasatın bir tık üstü. Çünkü önceki PiranhaBytes oyunlarında öyle travmalar yaşadım ki, Gothic’in dövüş mekanikleri God of War seviyesinde gibi geldi bana. Yine de kontrolcüyü monitöre vurmamak için kendimi zor tuttuğum çok an oldu. Bazı dövüşlerde düşmanlar o kadar avantajlı ve o kadar beklenmedik hareketler yapıyorlar ki, siz ne yaparsanız yapın tek darbede ölüyorsunuz. Gothic oynarken gerçekten sık sık kayıt almakta fayda var. Oyunun başlarında en basitinden bir kurt bile size oyunu zehir edebilir. Vuruş hissi bir garip, ne tam beğenebildim ne de çok kötü diyemiyorum. Animasyonları ilk defa beğendim, dövüş ise önceki oyunlara nazaran gerçekten gelişmiş. Sadece o kaymak gibi oynanışı beklemeyin. Bu oyun da oram buram Eurojank kokuyor. Yine de bu dövüş mekaniğine katlanıp ilk bir kaç saati cinnet geçirmeden atlatabilirseniz, karakteriniz güçlendiği anda dövüş çok daha çekilebilir bir hal almaya başlıyor. Sanırım bunu da kısıtlı yapmışlar, çünkü Nameless Hero başlarda gerçekten çok beceriksiz. Bunu hissetmemizi istemişler herhalde.

Oyunun en güçlü yanı ise, rol yapma kısmı. Gothic, gerçekten detaylı ve kendine özgü görev yapıları sunmayı başarıyor. Bir görevi birden fazla şekilde bitirme özgürlüğünüz olduğu gibi, görev boyunca aldığınız kararlar ve aksiyonlar da doğal ve etkili hissettiriyor. Görevlerde ne yapacağınız tamamen size kalmış ve aklınıza gelen bir çözümü uyguladığınızda, işe yaradığını görmek büyük bir keyif. Diğer bütün özellikleri dışarıda bıraksak ve yalnızca rol yapma öğesini tutsak bile Gothic yine de harika bir oyun olurdu.

Genel olarak, Gothic Remake’den son derecem memnun kaldığımı söyleyebilirim. Böylesine özgü bir rol yapma oyunu oynamaya gerçekten ihtiyacım varmış. Haritanın devasa olmaması fakat içerisinde yapılabilecekler anlamında dolu hissettirmesi, karakterlerin özgün yapısı ve inandırıcı tavırları sayesinde gerçekten oyunun içine girdim. Elbette Gothic Remake bir AAA kalitesinde değil, fakat çok da uzak kalmıyor. Bu ekip çok büyük ihtimalle bir Gothic 2 Remake için çalışmalara başlamıştır. O remake için umutlarım büyük. Dövüş mekaniklerini biraz daha eli yüzü düzgün bir hale getirmeyi başarırlarsa, bu sefer bekledikleri sıçramayı yapacaklarına inanıyorum. Eğer siz de zamanında bu oyunun eskiliğinden çekinip uzak durduysanız, Gothic dünyasını deneyimlemenin tam zamanı. Dövüş mekaniklerini biraz da olsa göz ardı ederseniz, sizleri harika bir rol yapma oyunu bekliyor.

Ekran Görüntüleri:

Leave a comment

En Çok ziyaret edilenler